802.
geçenlerde şöyle bir şey yazmıştım;
"muğla'da yaşayan arkadaşlar; siz bana sürekli deniz manzarası fotoğrafı, videolar, şarap, rakı kadehleri, kahvaltı masaları vs yollayınca içim gitmiyor, inanın gitmiyor."
2 gün önce bu arkadaş ile ilgili ortak arkadaşımız bana ulaştı ve kötü bir haber verdi. 4. evre siroz olduğunu ve sadece 6 ay hayatta kalabileceğini söyledi. dondum kaldım açıkçası...
o gün garip arafta bir ruh halinde geçti tüm günüm. hayat ne garip işte, herkesin hikayesi farklı başlıyor, farklı devam ediyor ve farklı evriliyor. hikaye yaşam boyu devam ediyor. ben son 1 veya 1,5 senedir yaşadıklarım sonucunda bakış açımı çok değiştirdim. gerçekten anı ve günü yaşıyorum çünkü yarını hiçbirimiz bilmiyoruz. bugünü biliyorken şükürle, keyifle yaşamak varken yarını körü körüne, hırsla planlamak artık anlamsız geliyor.
şimdi onu ortak arkadaşımız alıp istanbul'a kızına getirip bırakacak ve psikolojimi onu görmeye hazırlıyorum. konuştuğumda çok soğuk kanlıydı, güldü, benimle sohbet etti. ben öyle olamazdım sanırım; büyük bir güçlülük hali...
hayat işte, hayat...
28 mart 10:29
28 mart 11:45
801.
bu kez itiraf kısmı değil de buraya yazacağım çünkü şu anda bu şekilde düşünüyorum. eşimin ölümünden inanılmaz korkuyorum. içimdeki o his bir türlü geçmiyor ve bazı ek belirtiler, rüyalarım, istatistikler derken resmen korkudan ödüm patlıyor. sanırım insan her ne kadar sorunlar yaşasa da sevdiği adamın ölme ihtimali ile dehşete düşmekten geri kalmıyor. daha kaç sevdiğim ile daha sınanacağım bilmiyorum ya. şu an ölesiye korkuyorum. ve işin acı tarafı iyileşirse ve biz aramızdaki problemleri düzeltemezsek de boşanmayı düşünüyor olmam. insan severken dahi böyle düşünebiliyor işte. yine ağlamaya başladım ya. toparlanmam lazım. off.
800.
Yakın bir arkadaşım (kendisi aynı zamanda işyerinde mentorum) ile çok garip bir situationship içindeyim. Birbirimize karşı büyük bir çekim duyuyoruz ama aynı zamanda birbirimizin sinirlerine dokunuyoruz, hem de çokça. Bu durum aylardır süregeliyor ve tansiyon gerçekten çok ama çok yükseldi.
Çocuk bu arada böyle ciddi şeyleri konuşurken geriliyor (çocuk dediğim de benimle aynı yaşta bir adam aslında, neredeyse 30 olduk), ama yapacak bir şey yok şekerim. Ya çatır çatır sevişeceğiz ya da araya mesafe koyup tamamen arkadaş kalacağız, ya da arkadaşlığı da bitireceğiz ve sadece iş arkadaşı olacağız birbirimizin hayatında.
Birbirimize değer veriyoruz ve birbirimizden çok hoşlanıyoruz. Bunu defalarca dillendirdik ve karşılıklı gösterdik. Yahu, birbirimizin kollarında sarılarak kaç kere uyumuşluğumuz var, birbirimizi koklayarak hem de. Yüzüme ve saçlarıma kondurduğu öpücükler, kıyafetlerimin altından tenime dokunması... Bizim iş çoktan arkadaşlıktan çıktı. Artık buna bir yön verme zamanı. Evet, ortada çok risk var. Hem arkadaşlık, hem de iş ilişkisi, ama bedenlerimiz sınır dinlemiyor. ne o karşı koyabiliyor ne de ben, zaten o da buna "zayıflık" diyor, "ikimiz de buna karşı koyamıyoruz".
Bir yandan da neden direnelim ki diye düşünüyorum. Açıkça şefkat göstermek neden durdurulması gereken bir şey olsun? Hem birbirimizi 2 yıldır tanıyoruz, hem değer veriyoruz, hem şefkat duyuyoruz, hem de arzuluyoruz. O bana güveniyor ve içini açıyor, ben de ona güveniyorum ve içimi açıyorum. Tabii, aramızda iletişim sorunları da olmadı değil. Bu iletişim sorunlarının dil ile alakası yok (bu özel arkadaşım bir Alman erkeği). Bu beklentiler ve varsayımlardan kaynaklanan bir problem. Onun korkusu da var; bir şeyleri bozmaktan korkuyor. Geçmişte bir arkadaşlık ilişkisini bu yüzden kaybetmiş, kız onu acımasızca reddetmiş ve hayatından silmiş, bu da onda yara açmış.
Bana lütfen şans dileyin, süslülerim. Onunla önümüzdeki haftalarda konuşacağız ve bu duruma bir yön vereceğiz. Konuşmadan sonra burayı editleyeceğim.
799.
En yakın arkadaşımın annesi bugün gün içerisinde kanser teşhisi alacak. Tıpçı değilim, yazılımcıyım ama bu sektörde 7. Yılım. Hatta şöyle anlatayım, ameliyat sonrası her adımı takip eden yazılım benim elimden çıktı.
Ben ameliyathaneden biyopsi örneği çıktığı anda benzer tüm vakaları topladım, karşılaştırmaya başladım. Hastane sonuçlar yarın çıkar diye 1 haftadır ufak ufak bekleme süresini ötelerken, ben biyopsi örneğine eli dokunan herkesin çalışma performansını karşılaştırıyordum, nitekim benim öngördüğüm günde çıkıyor sonuçlar.
Arkadaşıma kanser 2 organdan birinde, sonucu netleştirmeye çalışıyoruz demişler dün. Ben hangi organda olduğunu da biliyorum, ve duymak istemedikleri seçenek ne yazık ki. Arkadaşlık bir yana, zaten bir tıpçı olmadığım için, onlara altı boş bu bilgileri iletmem, ancak istatistik de genelde yanılmıyor. Hem henüz bunu bilen tek kişi olmanın verdiği bir yük var üzerimde, hem arkadaşımın birkaç saat sonra ne kadar üzüleceğini bilmek iğrenç bir his. Ama bir de gurur var... Her adımda haklı çıkmanın getirdiği, bir de bunu dediğim gibi kendi yazdığım yazılımla yapabilmek de gurur veriyor, çok karmaşık bir ruh hali anlayacağınız.
252.
Hanımın Çiftliği üçlemesinin 3. kitabı olan ''Kaçak''
offff çok sıkıcı ya. gerçekten çok sıkıldım. kitap çıtır 2 günde bitecek bir kitap ama konusu beni sarmadı. muzafferi öldürüp, çiftliği yakan habipin, hacer adında bi kadının evine saklanmasını konu alıyo. hacer de 7 yıldır kocası arayıp sormamış 7 yaşında oğlu olan bir kadın. kitap 200 sayfa, 100 sayfası habip ve hacerin birbirne olan gizli azgınlığıyla geçiyor. sevişin kurtulun siz de ben de. üçüncü kitabı okumaya hiç gerek yokmuş. ve sonu da askıda kalarak bitti sanki böyle 4. bir kitap gelecekmiş gibi. güllüye neler oldu, çiftlik yandıktan sonra hayatına nasıl devam etti, bunları merak etmiştim. bahsi bile geçmiyor. dün gece uyku tutmadı kendimi zorladım bitirdim.
bugünün kitabı orhan pamuktan masumiyet müzesi. ben de fuardan almıştım müzesine gitmek istediğim için, sonra bir de baktım filmi çıkıyor. hemen okunma sırasını öne aldım
251.
Şu an okuduğum iki kitap var.
1. Masumiyet müzesi - orhan pamuk (pamuk'un başka kitaplarını okudum ama bu kitabı geciktirmişim, yarısındayım güzel gidiyor, sonunu merak ediyorum, dizi öncesi okuyayayım dedim)
2. Saatleri ayarlama enstitüsü üzerine 20 ders (mehmet kaplan'ın saatleri ayarlama enstitüsü üzerine yaptığı 20 dersi içeren kitap, kitabı hazırlayan öğrencisi olmaktan çok şeref duyduğum hocam abdullah uçman. Kitabın dipnotları bile başlı başına çok değerli)
250.
jonathan safran foer'ın "aşırı gürültülü ve inanılmaz yakın" kitabı. 11 eylül olaylarında babasını kaybeden Oscar'ın hayatını, babasına olan özlemini ve ona ait bir anahtar bulması sonucu yaşadığı olayları anlatıyor. Oscar'ın duygularını biraz kendime benzettim. ayrıca kitabı okurken ilginç bilgiler de edindim, mesela; filler çok uzak mesafeden birbirleri ile buluşamalar ayarlayabiliyorlarmış, dost ve düşmanlarının nereye gittiklerini biliyorlar ve coğrafi bilgileri olmasa bile nerede su olduğunu bulabiliyorlarmış. insan ırkından sonra bir tek onlar ölülerini gömüyormuş. bir de araştırma sonucu onlarda e.s.p bulmuşlar (extra sensory perception) bunlar ne işimize yarar diyenler olacaktır elbette ama ben her şeyi öğrenmeyi, öğrenmeyi seviyorum.
neyse konu uzadı; kitap akıcı ve bana bir şeyler katıyor, sevdim. şu an 366 sayfalık kitabın 129. sayfasındayım.
6.
Ay opmesin ya,ben de opemem.ya en azindan yazin,terliyo ya elimiz.ya ben tiksiniyorum herseyden o yuzden iliskilerim yurumuyo:D elinin icine parfum sikan birininkini yaz olmamasi kosuluyla opebilirim de el ust kismini tercih ederim dghfb.
249.
Doğan Cüceloğlu - Var mısın? & Güçlü Bir Yaşam İçin Öneriler (işte okuyorum)
Sofi Oksanen - Araf (Evde okuyorum)
248.
Asla eskisi gibi kitap okuyamadığım için ve dikkatim aşırı hızlı dağıldığı için birkaç kitabı okuyorum şu an.
Erdem yılı-içimi karartıyor çoğu zaman o yüzden soluksuz okuyamadım ama yarım bırakmak da istemiyorum.
Davranış-insan psikolojisiyle ilgili bir kitap hatta ansiklopedi,her dakika okunacak bir kitap değil başucu kitabı gibi.
Eskiden kitap okumak zihnimin tamamen izole olduğu,herşeyi unuttuğum,bir nevi meditasyonmuş benim için şimdi anlıyorum.Ben normal meditasonu da yapamıyorum zira.
Şu an bir paragrafı okurken aklıma sinir bozucu bir konu geliyor ve koca sayfayı okumusum hiç bir şey anlamamışım,size de oluyor mu?