2.
kitabı dün bitirdim.
o döneme ait son okuduğum kitap bundan 4-5 sene önce erdal öz'ün gülünün solduğu akşam'dı. işkence sahneleri o kadar ayrıntılı anlatılmıştı ki kitbı bitirince 3 gün yemek yiyememiş, yemek fikri bile midemin bulanmasına sebep olmuştu. bi daha o döneme ait hiç bir şey takip etmicem dedim. bunca yıl da ne bi kitap, ne bi makale, ne bi film ne bi belgesel..
ama aileden birilerinin anlatımı ilgimi çekti, neyse ki kitapta tek bir işkence betimlemesi yoktu.
dönemi ve özel hayatı anlatmak için can dündar doğru adres midir tartışmaya açık, zira bir yavuz bingöl olmasa da kıvraklığı göz doldurur zat-ı muhteremin!
benim özellikle dikkatimi çeken noktaysa şu olmuştur; o dönemin türkiye'sinde, idamlarla ilgili her şey kurmaca olduğu halde, baskı senaryo ve intikam amaçlı "3'e 3" takası yapılmasına rağmen. bugünün türkiye'sinden çok daha demokratik şartlar geçerliymiş. denizler'in arandığı, yakalandığı, hüküm giydiği, idamı beklediği, idam edildiği zaman da dahil olmak üzere, babası milli eğitim müfettişliğine, annesi sınıf öğretmenliğine devam etmiş! edebilmiş! istifaya zorlanmamış, sürülmemiş, düzmece belgelerle tutuklanıp yargılanmamış. bugün okurken çok ilginç geliyor, bugün olsa işlerin ne boyuta geleceğini hayal edebiliyorum..
evet adım başı insan ölüyomuş, işkenceler ayyuka çıkmışmış ancak bildiğin daha demokratik bi ortam söz konusuymuş. şimdi sadece her şey daha sessiz ve işkenceler daha psikolojik..
bu ülkenin en korkunç dönemi 70'lerden 80'lere uzanıyor diye düşünürken aslında kronolojik sırayla her geçen gün daha korkunç şeyler yaşadığımızı fark ettim ben bu kitapla.
60'ların sonu kanlı pazar,
70'ler 6 mayıs, kanlı mayıs,
80'ler 12 eylül dönemi,
90'lar pkk,
2000'ler hükümet terörü, balyoz, gezi...
God bless us :)